Düş ve Hayat

DÜŞ VE HAYAT

 

 

Yazarlardan;

 

Lacivert olsun be! İnsanlar yaşlanmayı niye yaşamaya tercih ederler ki…

 

Yıldız görmek için geceyi bekledi

Güneşi unuttu hayat

Ne yaşıyor ne uyuyor şimdi

 

Olacaksa lacivert olsun. Düşlerimizi, hayatlarımızı yakalamak mı güzel olan? Arkalarından koşup, terlemek mi? Annesinin “Terli terli su içme!” uyarılarının geride kaldığı yaşları ve annesinin sesini neden özler insan? Nedir ki bu lacivert denilen? İlk bayramımda alınan kazağın, gözlerimin, çocukluğumun, düşlerimin, hayallerimin, hayatımın ve ölümümün rengi mi?

 

Yaşarken unutuldu hayat

Adı bir mısrada geçti

“Kayıp aranıyor!

 

Çocuk, lacivert hayallerinin peşinden gidendir. Uçurtmasını hiç bırakmaz elinden. Rüzgârı arkasından gelir, öyle hızlı koşar. Maskeler ve muskalar takmaz. Olduğu gibidir, yaşadığı gibidir.

 

Herkes kaybetmiş çocuğunu

Tüm çocuklar nerede?

Ya benim…

İçim mi kayıp? Çocuğum mu?

 

Sahi insanlar yaşamayı neden tercih etmez ki?

Yaşamak tercih sebebi midir?

 

Yaşanacaksa hayat, lacivert olsun be!.

 

Çocuğun gözleri laciverttir… İki cümleden sonra ve iki mektuptan ve belki iki damla gözyaşından sonra diğerleri; cümleler, mektuplar ve gülücükler beliriverir. Gözyaşları belirebilir belki, gülümseyiş gölgesinde. Sahi bu ikisinin ortasında, yine bunlar kadar saf bir samimiyet değil midir sırıtan? Belki ordadır lacivert.

Sahi arayan kim ki?

Neleri buluyoruz , fark etmeden. Hani rüzgâr arkadan gelirken koşmayı aramadık mı veya salıncakta daha ne kadar yükselebileceğimizi? Ve nicelerimiz bir diğerlerimizi.

 

Sevdik, sevdik

Sevdik!

 

—aradıklarımızı unutmadan yarını yaşayalım.-  

Korku ve heyecan mıydı uçuran; hava mıydı, annemiz miydi, çocukluğumuz muydu?

Belki de lacivertti. Laciverdi arar halde yükseklere uçuyor hatta ve hatta çocuk oluyorduk bedenimizle sözleşmişçesine…

Temizdir çocuklar ve temizdir lacivertler. Mazi ve ümitler de güzeldirler ve hatta belki temizlenir ümidi ile lacivert midirler?

*

Ve doğar insan. İlk arzusu nefes almaktır. Kapıyı araladığı anda yüzüne çarpan sert rüzgâra, yağan yağmura, kara, soğuğa, siyaha, geceye ve gündüze inat; en çok da dünyaya inat nefes almak! Sırf oksijen ciğerlerine dolsun, kalbi gönlüne can versin, beynine kan ekip düş-ün-mek biçsin diye nefes alır. Zamanı fark etmez. Büyüdüğünü fark etmez. Ellerini, üstünü başını hiç kirletmez. Çamurdan evler yaparken, koşup oynarken, ağlarken ve tabi gülerken tertemizdir hep. Güneşi bile ısıtır gözleri. İlk konusunu arar çocuk. Doymak? Uyumak? Rüya? Konuşmak? Söylemek? Düşünmek? Oynamak? Hangisidir? Tek derdi vardır çocuğun her şeyden önemli ve değerlidir onun için. Ondan başkası yoktur. Ondan öncesi ve sonrası yoktur. Öyle benimser, öyle sever. Çocuk “yaşamak” der, ‘hayat’lar görür karşısında, ‘düş’ler kurar sonra.

Ve sonra başlar kitap. İlk sözü ‘hayat’ söyler.

Lacivert olsun bea!

Lacivert olsun tüm yazılmışlara ve yazılmamışlara inat! Ne o, biterken de böyle acı verir mi ki düş ve hayatBaşlangıçlar ağlatır hani, ilk bakışın sahipsizliği, (-sığınma hissi) yalnızlığı ve tomurcukları ağlatır yaratılanları. Ya da… Evet, belki de yolların, beklentilerin ve düşlerin fazlalığı… Toplaşması ve birleşmesi… Düşler mutlu eder elbette. Hayat düşlere kuruludur; ümitler, heyecanlar, hezeyanlar ve dünya yarınlara kurulur… Mutluluğun fazlası ağlatır derler ya, hani her şeyin fazlası hani doruk noktası pembe bulutların hemen yanı, belki de o mudur ki yanaklardan akanlar?

Ve doğar güneş, batacağının farkında bir ümitle, henüz alçalmış olmanın verdiği cesaretle. Isıtır, ısınır ve inançla ısırır karanlığı. Karanlıkta insanlar… Karanlıkta bebekler, karanlıkta yaşlılar ve kategorize edilmeyi bekleyenler, içi tıklım tıklım dolu mağaraların dışında açan ışıklı çiçekler... İçi boş ve gereksiz sınıfların, sınıflandıranların sahipleri kör gözlerle bölerler ekmeği. Oysa hepsinin bebekleri yan yana konulunca, yalancı babalarına inat aynıdır, saftır, cennet kokuludur… Her biri aynı ve yüce… Karanlıkta daha iyi ayrılır insanlar. Ayrılırlar, sevişirler itişirler birleşirler, bölüşürler… Biri bir diğeri için ölür. Bir diğeri için birini öldürürler. Oralardan biri de belki yaşar, yaşatır? Güneşle mi doğarlar? Aydınlıktadır çünkü yaşananlar, ayırmazlar…

Yaşam sıcaktır sevecendir şefkatli ve keyiflidir. Sahi yaşamı tadan, koşulsuz, ayrımsız seven, sevdiği için yaşayıp; yaşadığı için seven güneşle doğar ya;  ne zaman batar?

...................................................


devamı bizde... 

Additional information