Din

Din

 

Tdk : “1. İnsanların anlayamadıkları, karşısında güçsüz kaldıkları doğa ve toplum olaylarını, tasarladıkları doğaüstü, gizemsel nitelikli güçlerle açıklamaya yönelmeleri olgusu.”

 

Din ince bir çizgidir. Din inançtır, koşulsuz bağlılık ve sorgulanamazdır…

 

Din, bilimle çoğu kez savaş halinde ve çoğu kez bilimden güç alan insanlığın en büyük ortak noktasıdır. Din insanın en büyük yanılgı noktasıdır aynı zamanda. Nitekim dünyanın yüzde 50inde fazlasının inandığı bir ortak bir din olmadığına göre, dünyanın çoğu din konusunda ,doğru her ne olursa olsun, yanılmaktadır…Eyvah , diğer tarafta yoğunluk olcak!

Dini anlatmak belki bir nebze olabilse de, dini tartışmak mantıksızdır. Tutarsızlıktır. Matematikteki kabullerin benzeri, ama daha fazlası, dinde çok güçlü kabuller vardır. Bunlar mantık çerçevesinde olmamakla birlikte ,tartışması bile yasak şeylerdir. Dinde temel olan, kutsal metinlere ve varsa o dinin kutsal başına tamamen itaat, ona koşulsuz bağlılık ve ona karşı müthiş korkudur.

 

İslama gelirsek. Kuranda geçtiği şekliyle, Allah’ın dini İslamdır. İslamın, imanın şartları ve diğer pek çok şeye rağmen yine kuranda geçtiği şekilde, imanı Allah verir ve Allah alır. Bu noktada islama göre, dine sahip olmak da “kul”un tekelinde değildir. Bu noktada bile güç yüce yaratıcıdadır. Peki islama göre insanın rolü, kuvveti nerededir? Bunu tam olarak ben de bilemiyorum, yalnız düşüncem o ki; zaten neden sonuç ilişkileri doğrultusunda çok fazla irademizi bulaştırcak yer yok yaşamda, ”iyi olmak, kötü olmak” genel durumumuz ve çıkarlarımız dolayısı ile de hayatın bize sundukları ile doğrudan ilgili… Sanırım büyük kararlardan öte, küçük duygulanımlar hissiyatlar ve küçük farkındalıklar bu seçilimde önemli role sahip olabilir. Belki küçük gülümsemeler, içten kabullenmeler ya da kalpten karşı çıkıyor olmak önem kazanmakta… Yine Kuranda geçtiği üzere, yaptıklarımızın küçük,büyük oluşuna bakmamalıyız. Çünkü hangisinin gerçekten küçük hangisinin büyük olduğunu biz bilemeyiz.

Tüm bunların yanında, dindar insanlara ait genel birkaç profil var. Bunlar ne kadar dinle bağlantılı emin olmamakla beraber bunları da tartışmaktan kendimi alıkoyamayacağım.

Deist, İslam ve Hristiyan tanıdıklarım arasında şu ortak özelliklere sahip insanlar tanıdım: İyi olmaya gerçekten en içten önem veren, insana değer veren ve kalp kırmaktan korkan insanlar. Bunlar kendilerini, bulundukları dinin dindarları sayan ( dille sölemiyorlar elbette ) insanlar ve davranışlarının dinlerinin gereği olduğunu düşünüyorlar. Sanırım içimzde, karakterlerimizin iyi taraflarını ortaya çıkarmasını istediğimiz bir otorite boşluğu var. Gerçek bir otoriteye bağlı olmanın bi getiris mi bunlar, yoksa karakteri iyi olan insanlardaki güç alacak gerçek otorite arayışın bir sonucu mu bu karar verebilmiş değilim. Ya da yukarda İslam örneğinde konuştuğumuz , içimizden gelen küçük iyilik hallerinin bizi yaratıcının elindeki “iman” a kavuşturması hali mi. Oldukça karmaşık sorunun olası ufak birkaç cevabı bunlar…

Bir de inananlarla ilgili şu nokta önemlidir: İnananlar inandıklarının büyüklüklerine ve insanlara bu büyüklüğü aşılamaya o kadar kendilerini kaptırmışlardır ki, bu büyüklük için kurdukları hayallerinde, kendilerinin doldurmuş olduğu boşlukları bütünün bir parçası zannederler. Ve olasılıkla yanlış ve düzensiz olan bu boşluklarla ilgili olan karşı görüş ve düzenlemeleri büyüklüğe bir saldırı görür ve büyüklükle bunları savunmaya çalışırlar. Yeniliklere kapalıdırlar ve “yeni görüşler” onlara saldırıdır. Koca bi duvarları vardır ve tümüyle,çürüse de bunu korumalıdırlar. En ufak bir kusur bulma tümünü bozacaktır,ya da böyle sanmaktadırlar. Sanırım dinde en zor olan kısım bu doğruluğu, güncellik denir bi bilmiyorum ,bu saflığı korumaktır.

 Biraz açalım:

Din temelleri itibari ile tekrardır…Sürekli ve tekrarları yorumlarla içselleştirmekle güçlenir dindarlık. Buna rağmen diğer her şey değişkendir. Yine de dine bağlı bir hayat sürmek tamamen tutarlılık ve süreklilikle ilgilidir. Süreklilik içinse tarif edilmeyen ya da yukarda bahsettiğimiz bilmediğin boşlukları kendin doldurman gerekir.Bunları kendi sürekliliğin ve tekrarların içine yedirmelisindir. İşte tam bu yedirme tamamlanmış bir düzene oturmuşken bu yeni huzurlu durumda değişiklikler öneren bir düşman, sanki tüm genel geçer kurallarını bozmuş gibi olur. Bunu korumaktansa düzeltmek çok zordur. Emek  ve enerji ister… Genelde başarılamaz…

 

Bu darmadağın yazı için uygun bir konu daha var değinilesi:

Din, inançlar ya da benzerleri hep bilinmezlik içerir. Bilinmezlikten beslenir. Bilinmezlikse korkudur, bilmediğimizden görmediğmizden korkarız. Din ve inançlardaki korku bunla bağlantılırdır. Ortaçağda bu bahsettiğimiz bilinmezlik o derece o kadar büyüktü ki , boşlukları da doldurmada başarılı kiliseler iyice güçlenip  çok büyük bir role sahiplerdi hayatta. Fakat bilimin gelişmesi ile birlikte, yanlış doldurulmuş din sanılan boşlukları fark eden halk, artık dinin bu olmadığnı fark etmeye başladı. Korkulan şeyler artık kontrolümüzdeydi. Artık biliniyordu ve bildikçe korkudan öte, bir yeteneğe bir güce dönüşüyorlardı. Böyle olunca da din zayıflamış bilim gelişmekte, gücünü kaybeden, temelin dışında her şeyini kaybeden din de bilime savaş açmaktaydı. Bu noktada şöyle bir şey var. Bilim pek çok şeyi bilebilir, tahmin edebilir. Kötü alışkanlık bilemediği her şeyi dine inanca bağlamayı kolaylık sayar severiz. Hatta bilmeden yaparız. Bilim bir adım daha ilerledikçe, din açıklamarında bir adım geri gider.

 

Hayattaki her şeyi bir nebze açıklayan formüllerimiz hep olacaktır. Ama şuna gönülden inanıyorum ki Evrene ait kuralın E =  k (a x b )şeklindeki formülün, sabit k’sıyalnızca yaratıcının elinde kalacaktır ve buna asla ulaşamayacağızdır.  Hep bilemediğimiz ve sonuca bizi götürmesine neden olacak bir düzeltici sabit terimimiz olacaktır…

 

Din bir inançtır. İsbatlanamaz. İsbatlansa din inanç olmaktan çıkar bilim olur. Bu açıdan da Tanrının delili, işte Allahın isbatı gibi cümleler son derece saçma gelmektedir bana. Dünya bir sınavdır ve sınavda verilecek aşikar bi kopya bu sınav özelliğnden çıkaracaktır dünyayı. Buna rağmen, yukarda bahsettiğmiz bizden kaynaklı küçük vesileler, iyilikler yalnızca Allahın tekelindeki imanı bize verebilir ve bu buradaki kopya tanımından farklıdır. Tarih boyunca peygamberlerin mucizeleri elbette olmuştur fakat, tanrı yalnızca Musa’ya doğrudan gözükmüştür ki keza o da peygamberdir.

 

Dindar insanlar her ne olursa olsun dünya için yararlıdır ve dünya din uğruna ölmekte, öldürmektedir gibi iki taraflı görüş olsa da…. Herşeyden önemlisi, pek çok dinin de vurguladığı gibi insandır, yaşamdır …

 

İnsiyatifin insandan öte odağı olmamalıdır !

 

 

 

 

 

 

Additional information